
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
Ziyareti-ticareti, siyaseti-hamasetiyle bir Hacı Bektaş-ı Veli anma törenleri daha geride kaldı. Her şeye rağmen Türkiye’nin dört bir yanından gelen çeşitli görüş ve kökenden insanı o engin hoşgörüsüyle yine bağrına bastı büyük veli. Ancak, onun gösterdiği büyüklüğü ve anlayışı gösteremeyen bazı gruplar konuşmalara bile tahammül edemeyip bazı konuşmacıların kürsüyü erken terk etmelerine neden oldu. Sayın Cumhurbaşkanı, Hünkârın; ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ sözüne atfen çok önemli birlik-beraberlik mesajları verdi. Tabi diğer konuşmacılar da içinden geçtiğimiz kritik süreci göz önünde bulundurarak genellikle bu minvalde konuştular.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl ve geçtiğimiz süreç gerçekten de Hünkârın yaşadığı çağa çok benziyor. Onun yaşadığı 13. asır, Selçuklu Devletinde siyasi, toplumsal ve ekonomik yönden çalkantıların zirveye ulaştığı, kaos ve huzursuzluğun had safhada olduğu bir devirdi. Bir tarafta dünyayı kasıp kavuran Moğol baskısı, öbür yanda insanları bunaltan ekonomik-sosyal buhranlar.. Bunun üzerine gelen isyanlar ise insanları ikiye bölüyordu. Özellikle Baba İlyas isyanı bardağı taşıran son damla olmuştu. Kardeşi Menteş bu isyana katılmasına rağmen, Hacı Bektaş dergâhını kurup insanları irşad etmeyi tercih etmişti.
Bu kaos ve kargaşa döneminde Müslümanlara hayat vermek, nefes aldırmak görevi de onun gibi alp erenlere düşüyordu. Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin hayat veren Horasan diyarının bağrından kopup gelmiş bu yiğit insanların silahları ise, sevgi ve muhabbet dolu gönülleri ve oradan yüzlerine dökülen tebessümleriydi. Onlar kalıcı fetihlerin sevgiyle, hoşgörüyle olacağını; kalelerden ve şehirlerden önce kalplerin fethedilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Yine biliyorlardı ki; İslam, kılıç zoruyla insanları dine sokmak için değil, onları hür iradeleriyle tercihlerini yapmak üzere gönderilmiş bir esenlik diniydi. İşte bu engin hoşgörünün sonucudur ki kısa bir zaman içersinde Anadolu yurdu, sulh ve sükunet beldesi haline geldi. Öte yandan o güzel insanların himmetiyle İslam’ın engin hoşgörüsünü ve güzelliğini tanıyan gayr-i müslim tebâ da müslümanlarla barış ve huzur içersinde yüzyıllarca birlikte yaşadılar..
Günümüze gelip baktığımızda, gerek dışardan gerekse içerden çeşitli baskı ve oyunlarla bunaltılan insanımızın ve dünya müslümanlarının da böyle bir çıkışa ihtiyacı vardır. Müslümanların aralarındaki her türlü etnik ve bölgesel ayırımı, her türlü siyasi ve ideolojik tarafgirliği ve her türlü çıkar hesaplarına dayalı ilişkileri bırakarak tıpkı o alp erenler gibi sevgiyle, muhabbet ve hoşgörüyle kucaklaşmaları gerekiyor.
Büyük Hünkâr’ın söylediği gibi ‘bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya’ her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz şu dönemde, kısır çekişmeleri ve mezhebî taassupları bir kenara bırakıp yangına su taşımamız gerekiyor.
‘Yaratılanı Yaratan’dan ötürü severim’, ‘Benim çadırım gökyüzüdür, herkesi içine alır’ felsefesini taşıyan Yunus’ların, ‘Yetmiş iki millete aynı nazarla bakarım’ diyen Mevlana’ların torunları olarak birbirimize hor ve hakir bakmamız çok manidar ve esef verici değil midir?
‘Kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen (gerçek) mümin olamaz’ diyen bir Peygamberin ümmetine, ‘Ben kendimi kurtarayım da gerisi önemli değil’ mantığıyla hareket etmesi ne kadar yanlış ve ‘ben merkezci’ bir yaklaşımdır. Halbuki İslam’da ‘ben’ değil, ‘biz’ mantığı ön plandadır. Paylaşmak çok önemli ve erdemli bir davranıştır. Dualarımızda bile kendimiz, ailemiz için dua ettikten sonra bütün müminler için de dua etmemiz öğütlenir. Yüce Peygamberin ifadesine göre Allah’ın reddetmediği dualardan birisi de müminlerin gıyaben birbirleri hakkında yaptıkları dualardır.
Yine, ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ diyen Hacı Bektaş-ı Veli’ nin öğüdüne kulak verip kız-erkek bütün evlatlarımızı okutarak çağın gerektirdiği donanıma sahip olmamız gerekiyor. Bugün gelişmiş ülkelerin bu duruma gelmelerinin en büyük nedeninin bilimsel ve teknolojik gelişmeler olduğu biliniyorken, her türlü inkişâfı ve gelişmeyi salık veren yüce dinin mensuplarının bu hallere düşmesinin izahı ve mazereti olamaz.
‘Eline-beline-diline sahip ol’, ‘işine-eşine-aşına hakim ol’ diyen Hünkâr, aslında bu söylemleriyle İslam’ın özünü formüle ediyor ve hazır tabletler halinde insanlara sunuyordu. Bununla beraber kendisi, çeşitli imkan ve fırsatlar elinde olduğu halde toprakla uğraşıp çalışarak fırsatçılık ve tembellik yapmak yerine çalışıp üretmenin önemini ortaya koyuyordu. Bugün elimizde olan eserlerine baktığımızda-başta Makâlât olmak üzere- Onun dış görünüş ve şekilcilikten çok işin özüne ve safiyetine bakan, İslam’ı büyük bir titizlikle yaşarken başta kul hakkı olmak üzere tüm canların hakkına ve doğanın korunmasına değer veren bilge bir kişilik olduğunu görüyoruz.
2008 yılını Mevlana, 2009 yılını ise Hacı Bektaş-ı Veli yılı olarak ilan eden Unesco gibi kuruluşlar vasıtasıyla bizim değerlerimizi araştırıp öğrenen Batılılar, bugün bize insanlık dersi veriyorlar! Zengin kültür ve mirasımıza sahip çıkmadığımız sürece, insanlık abidesi bu yüce değerleri okuyup anlayamadığımız müddetçe bu girdaptan çıkmamız zor gibi görünüyor. Yüzyıllara ışık tutan vecizeleriyle büyük veli bakın neler söylüyor:
“Özünü bilirsen, özürden kurtulursun.”
“Doğruluk, dost kapısıdır.”
“Okunacak en büyük kitap insandır.”
“En yüce servet, ilimdir.”
“Doğruluk, yüz aklığıdır.”
“Abdal, Hakk’ a hayran olandır.”
“Asıl kör, nankördür.”
“Huzur ve mutluluk teslimiyettedir. En büyük keramet, çalışmaktır.”
“İmanın kemali, ahlâk güzelliğidir.”
“Adalet, her işte Hakk’ı bilmektir.”
“Kibir, bele bağlanmış taşa benzer, onunla ne denizde yüzebilir, ne de havada uçabilirsin.”
“Mü’minin gönlü Hakk’ın Kâbe’sidir. Gönül ile Hak Teala arasında hicap yoktur.”
“İlim, hakikata giden yolları aydınlatan ışıktır.”
“Kendini temizlemeyen başkasını temizleyemez.”
“Aklı olmayanın imanı, imanı olmayanın da aklı olmaz.”
“Dünyada özünü düzelten, ahirette azaptan kurtulur.”
“Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.”
“Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.”
“Akıllı insan, sabırlı ve kanaatlı olan ve utanandır.”
“İnsanoğlunun en büyük düşmanları: Yalancılık, boğazına düşkünlük, mal ve mevki hırsı, koğuculuk, gıybet, edepsizlik, hıyanet ve Hakkı inkardır.”
“Edep ve terbiye, seni başka asalete muhtaç etmez.”
İhsan ÜNLÜ ihsan66@gmail.com
Yazının Yayın Tarihi: 20 Ağustos 2008 Çarşamba Bu köşe yazısı 185 defa okundu. Toplam 812 kelime
Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Arkadaşına Gönder
[ Geri Dön: İhsan ÜNLÜ ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|